#12 – Görüşünüzü dile getirin

Görev yaptığım şirketlerin birinde bir elemanım vardı, toplantıda konuşulanları dinliyor ama söz almıyordu. Toplantı sonrasında odama gelip başka konuların arasında toplantıda konuşulanlar hakkındaki fikirlerini çoğunlukla da itirazlarını paylaşıyordu. Bilmiyorum böyle kişilerle veya durumlarla karşılaşıyor musunuz? Bu kişiler belki kendine güvensizliklerinden, iş arkadaşları tarafından eleştirilmek istemedikleri için böyle davranıyorlar. Belki de başka bir seçenekten çıkarı var fakat toplantıdakilerin onun argümanlarına karşı çıkacaklarını ve kendini savunamayacağını ama belki sizin bazı ayrıntıları bilememenizden faydalanarak sizi ikna edebileceğini, kararı kendi lehine çevirebileceğini düşünüyor. İlki bir yetersizliği, ikincisi bir art niyeti ifade ediyor, hangisi daha kötü bilemedim. Siz de herhangi biriyle anılmak, yaftalanmak istemezsiniz değil mi? Bu tür ekip toplantılarında benim tavrım filmlerdeki nikah sahnesindeki gibidir; itirazı olan şimdi söylesin, yoksa sonsuza kadar sussun. Çoğunlukla kendi alanınıza giren konuda yöneticinizden daha fazla detaya hakimsinizdir. Dünyanın önde gelen danışmanlık şirketlerinden McKinsey’de çalışanların sahip olması beklenen en önemli özelliklerden birisi, amirine muhalefet etme zorunluluğu (obligation to dissent). Eğer üstünüzün bir konudaki yanlışına ses çıkartmazsanız, yarın müşterinin büyük kayıplara uğramasına bir anlamda sebep olmuş olursunuz. Tabii McKinsey’deki danışmanların da bu değerlere inancı ve sadakati tamdır, kimse görüşünü söylediği için kendini riske atmış olmaz. Ama siz nasıl bir kültür içinde olursanız olun, üzerinize düşeni yapın ki vicdanınız rahat olsun. Yahut belki de çok emin olduğunuz çekincede sizin göremediğiniz bir taraf vardır ve tartışmayla bu giderilmiş olur, sizin de içiniz rahat eder. Bütün çekincelerinizi ortaya koyun. Sessiz kalmak onaylamaktır veya yanılmaktır.